Sosyal Medya Hesaplarımız

Eğlence

Türkiye’de Mizah Dergileri Tarihi – 2

Türkiye’deki mizah dergilerine ışık tutan, Türkiye’de Mizah Dergileri Tarihi adlı yazı dizimizin ikinci ve son bölümü.

Ayça Diril

Eklenme Tarihi

-

Türkiye’de Mizah Dergileri Tarihi – 2
Aziz Nesin

Ülkemizde Demokrat Parti; büyük bir halk desteğiyle iktidara gelmiştir. Üstelik bu dönemde sözde 2. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinin izlerini silmek, aslen ise giderek komünizme sıcak bakmaya başlayan Avrupa ülkelerini kalkındırmak için Marshall Yardımları başlamıştır. Marshall yardımları Türkiye’de tarım konusunda büyük gelişmeler yaşanmasına neden olmuştur. Bütün bunların üst üste gelmesiyle halk Demokrat Parti iktidarını desteklemiş ve savunmuştur. Bu nedenle 1950’li yıllar Türkiye mizah tarihi açısından, özellikle iktidara muhalif olan kanat için pek de kolay zamanlar olmamıştır. Bu dönemde mizah dergilerinde yazılar azalmış, karikatürler ve yorumsuz resimler artmıştır. Bu yıllarda yeniden basılmaya başlanan Akbaba dergisi geçmişinde de görülen iktidar yanlısı tutumunu sürdürmüştür. 50’li yıllar ayrıca Türkiye mizah dergileri tarihi içinde mizahın hemen hemen tamamen politik içerik taşıması durumunun değiştiği yıllardır. Tef ve Dolmuş dergileri kimileri tarafından suya sabuna dokunmamakla eleştirilseler de dönemin siyaseti bir yana bırakıp toplumsal yaşamı konu edinen dergileridir. Siyasetin bu denli hareketli olduğu bir ortamda apolitik ve hicivden uzak yayınların ne kadar faydalı olduğu ise bir tartışma konusudur. Deve ve 41,5 dergileri yine aynı dönemde çıkan dergilerdir.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 1950-1960 yılları arasındaki dönemde mizah dergilerimizde yazılar azalmıştır, ancak ülkemizde mizah yazarlığı yükselişe geçmiştir. Bunun başlıca nedenleri Garip akımıyla beraber usta yazarların daha sade bir dilde yazmaya alışarak mizah yazarlığına daha uyumlu hale gelmeleri ve ülke çapında okuma yazma oranının yükselmesi gösterilebilir. Bir diğer ilginç durum ise yine bu dönemde o zamana kadar farklı sanat dallarında eserler vermiş önemli sanatçılar olan Haldun Taner, Orhan Kemal gibi isimlerin de mizah yazarlığına yönelmeleridir. İsimleri Türkiye mizah tarihi sayfalarına altın harflerle yazılmış ve hala silinmemiş olan Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi mizah yazarları da bu dönemde yükselişe geçmiştir. Aziz Nesin Zübük’ü işte bu dönemde çıkarmıştır.

27 Mayıs 1960 darbesi Türkiye’deki mizahi ortamı da tamamen değişmiştir. Kuruluşundan itibaren iktidarda kim veya hangi görüş varsa onun yanında olmayı adet edinen Akbaba dergisi; iktidardan düşen Demokrat Parti’den desteğini çekmiş ve partiyi eleştirmeye başlamış, ancak büyük bir kesim tarafından samimiyetsizlikle suçlanmıştır. Darbe sonrası Türkiye mizah dergileri için genel olarak söylenebilecek iki özellik mevcuttur. Bunlardan biri; nispeten özgürleşen siyasi ortamda mizahın yumuşadığı ve durgunlaştığıdır. İkinci ve en önemli özellik ise 1960 Anayasası’yla ülkede sanayileşmenin, dolayısıyla işçileşmenin hızlanması, sınıf çelişkilerinin ortaya çıkması, işçi ve işveren örgütlerinin kurulmaya başlanmasıyla Türkiye mizah tarihi içinde ilk kez ağırlıklı olarak sınıf temelli mizah yapılmaya başlanmasıdır. 1960’larda pek çok Türk mizah yazarı ve çizeri yurtdışında ödüller kazanmışlardır. Ancak kendi ülkelerinde aynı değeri maalesef görememişlerdir. Bunun sebeplerinden biri de işçileşmeye başlayan toplumun büyük kısmının değil mizah dergilerini, tek bir gazeteyi bile okuyacak zaman bulamamasıydı. Mizah giderek küçük burjuva sınıfına hitap eder hale geliyordu. 1969 yılında Aziz Nesin’in çıkarmaya başladığı Ustura dergisi dahi yayıncısı ve yazarları muhalif isimlerden oluştuğu halde sade bir mizah anlayışı sergiliyor, hiciv sanatına oldukça az yer veriyordu. Bu derginin yazar ve çizerleri arasında Sait Faik, Haldun Taner, Rıfat Ilgaz, Ömer Seyfettin, Burhan Felek, Suavi Süalp, Eflatun Nuri, Mıstık, Necmi Rıza, Zeki Beyner, Suat Yalaz gibi isimler göze çarpmaktadır.

Türkiye mizah dergileri tarihi için köşe taşlarından sayılan Gırgır dergisi 1972 yılında Oğuz Aral yönetiminde çıkmaya başlamıştır. Gırgır dergisi kendisinden önceki yayınların düştüğü hatalara düşmemiş, hem siyaseti hem de sosyal hayatı harmanlayarak sayfalarında takipçilerine sunmuştur. Bu başarısıyla Gırgır döneminde dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi olmuştur. Oğuz Aral’ın efsane karakteri Avni’de Gırgır dergisinde yayınlanmaya başlamıştır. Günümüzde severek takip ettiğimiz pek çok mizahçı Gırgır kadrosunda bulunmuş, onlardan bir veya birkaçını tanımış veya etkilenmiştir. Gırgır’ın mizahçılarından olup günümüzde hala mizah sanatçılığına devam eden isimler arasında Atilla Atalay, Latif Demirci, Galip Tekin, Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Tuncay Akgün gibi pek çok tanıdık isim vardır. Başta bu isimler olmak üzere tüm mizah camiası tarafından Oğuz Aral her zaman hatırlanmakta ve saygıyla anılmaktadır. Aynı dönemde çıkan dergiler arasında Salata, Çarşaf, Fırt ve Mikrop kayda değerdir. Gırgır’da dahil olmak üzere dönemin mizah dergileri arasında inkar edilemez bir rekabet söz konusudur. Özellikle Mikrop dergisi kadrosu ve takipçileri Gırgır’ı ve Gırgır’cıları yeteri kadar politik olmamakla eleştirmişlerdir. Hatta Gırgır’dan bir yazar; kadronun bir kısmını da yanına alarak Mikrop Dergisi’ne geçmiştir. Bu durumun siyasi nedenleri olmakla birlikte Oğuz Aral’ın mükemmeliyetçi ve otoriter bir yönetici olmasının da etkisi olduğunu söylemek gerekir. Ancak bu durum onun ne kadar değerli bir mizahçı olduğu ve Türkiye mizah tarihi sayfalarına adını nasıl altın harflerle yazdırdığı gerçeğini elbette ki değiştirmemektedir.

Sosyal medya’yı oldukça sık kullanan, gizli gerçeklerin peşinden giden, yaşayan tüm canlılara derin bir sevgi ve saygı besleyen, Istanbul’da ikamet eden.. işte benim Zeki Müren. :)

Devamını Oku
Yorum

Aygıtlar

Commodore 64’ün Ufaltılmış Versiyonu C64 Mini Yayınlanıyor!

Dünya’nın en çok satan ev bilgisayarı yeniden doğuyor! C64, ilk yayınlandığı tarih olan 1982 yılından tam 35 yıl sonra C64 Mini adı ile tekrar doğuyor.

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Dünya’nın en çok satan ev bilgisayarı yeniden doğuyor! 1980’lere ve ülkemizde 1990’lara damgasını vuran efsanevi ev bilgisayarı Commodore 64, ilk yayınlandığı tarih olan 1982 yılından tam 35 yıl sonra C64 Mini adı ile tekrar doğuyor.

Boyut olarak 1982’de üretilen ilk Commodore 64’e oranla %50 küçültülmüş C64 Mini, tam olarak 64 tane lisanslı oyun ile, klasik bir Joystick ve tüm modern TV’lere bağlayıp kullanabilmemiz için HDMI kablo ile birlikte sunulmakta. Ayrıca oyunlara kayıt etme özelliği, 2 tane USB girişi ile birlikte gelmekte ki bu USB girişlerini gerçek bir klavye ve ikinci bir Joystick için kullanabileceğiz.

C64 Mini Kutusu

C64 Mini Kutusu

Ayrıca C64 Mini’nin işletim sistemi klasik Commodore 64 ile aynı şekilde tasarlanmış ve yine Commodore 64 ile yapılabilen tüm işlevleri görmekte. Görüntü kalitesi ise klasik Commodore 64’e göre çok daha iyi. Ayrıca nostaljiyi tam anlamıyla yaşamak isteyenler için CRT özelliği de açıklanan özellikler arasında. 2018 yılının ilk aylarında satışa sunulması beklenen ve tavsiye edilen perakende satış fiyatı 69.99$ olan C64 Mini’nin içerisinde lisanslı şekilde sunulacak efsanevi oyunların tam listesi ise şu şekilde;

  • AlleyKat
  • Anarchy
  • Armalyte: Competition Edition
  • Avenger, Battle Valley
  • Bounder, California Games
  • Chip’s Challenge
  • Confuzion
  • Cosmic Causeway: Trailblazer II
  • Creatures
  • Cyberdyne Warrior
  • Cybernoid II: The Revenge
  • Cybernoid: The Fighting Machine
  • Deflektor
  • Everyone’s A Wally
  • Firelord
  • Gribbly’s Day Out
  • Hawkeye
  • Heartland
  • Herobotix
  • Highway Encounter
  • Hunter’s Moon
  • Hysteria
  • Impossible Mission
  • Impossible Mission II
  • Insects In Space
  • Mega-Apocalypse
  • Mission A.D
  • Monty Mole
  • Monty on the Run
  • Nebulus
  • Netherworld
  • Nobby the Aardvark
  • Nodes Of Yesod
  • Paradroid
  • Pitstop II
  • Rana Rama
  • Robin Of The Wood
  • Rubicon
  • Skate Crazy
  • Skool Daze
  • Slayer
  • Snare
  • Speedball
  • Speedball II: Brutal Deluxe
  • Spindizzy
  • Star Paws
  • Steel
  • Stormlord
  • Street Sports Baseball
  • Summer Games II
  • Super Cycle
  • Temple of Apshai Trilogy
  • The Arc Of Yesod
  • Thing Bounces Back
  • Thing on a Spring
  • Trailblazer
  • Uchi Mata
  • Uridium
  • Who Dares Wins II
  • Winter Games
  • World Games
  • Zynaps
C64 Mini Lisanslı Oyun Listesi

C64 Mini Lisanslı Oyun Listesi

Ayrıca yukarıdaki oyunların kullanım klavuzları da C64 Mini ile birlikte sunulacak. Tam çıkış tarihinin 2018 yılının ilk günlerin de açıklanması beklenen ve benim gibi çocukluk yıllarında bu efsanevi bilgisayara sahip olma şansına erişmiş retro tutkunlarının büyük bir heyecan ile karşılayacağını umduğum bu haberi paylaşmaktan ötürü ayrı bir mutluluk duyduğumu da belirtmem gerekiyor.

C64 Mini Tanıtım Videosu

Kaynak

Devamını Oku

Astroloji

“Dünyayı Kovalar Kurtaracak” Demek İçin 11 Sebep

Gelelim canımız bir tanemiz kovalara! Özgürlük kraliçelerine ve krallarına! Dünyayı sizce de kova burcuna ait olanlar kurtarmayacak mı?

Nihal Can

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

"Dünyayı Kovalar Kurtaracak" Demek İçin 11 Sebep
Fotoğraf: Casey Horner - Unsplash

Nasıl seviyorsam burcumu Nasa’nın yeni burç takvimine bakmadım bile. Ben gidip dövmesini yaptırmışım omzuma, şimdi çocuklar hastanede karışmıs gibi nasıl düzelteyim. Hem yükselenim de Kova benim, kabul etmiyorum direniyorum. Bence NASA’nın açıklamasını sadece akrepler dikkate almalı. Burçlarını değiştirmeleri için müthiş bir fırsat :).

Gelelim canımız bir tanemiz kovalara!
Özgürlük kraliçelerine ve krallarına!

 

1. Özgürüz!

Kova burcu için özgürlük yaşamın değişmeyen tek kuralıdır. Kova olduğumuz için çok şanslıyız arkadaşlar, çok havalıyız. Kimseye boyun eğmiyoruz, mesajıma neden cevap vermedin sorusu bile erkek/kız arkadaşımızla ilişkimize son vermemiz için yeterli bir sebep. Hatta küçük yaşlarımızda özgürlüğümüze bir kısıtlama getirildiğinde ki ailemizce bunun adı ‘yasak’ oluyor, tırnaklarımızı çıkarabiliyoruz, rest çekebiliyoruz. İnadımdan mutfakta iki gün uyumuşluğum var benim. Yani aslında başka burçların ergenliği bizim karakterimiz. Kovalar 7’sinde neyse 70’inde de odur. Değiştiremezsiniz zorlamayın.
 

2. Gururluyuz!

Gurur derken “ilk o arasın gururu” değil tabi, sevdiklerimize ve değer verdiklerimize sonsuz tolerans gösterebiliriz. Mesela canım dediğimiz canımızı alabilir, hiç sorun değil. Ama yeni tanımaya başladığımız insanlara karşı son derece soğuk davranabiliriz, mesafeliyizdir. Bu da iş hayatında ve özel hayatta ayakta kalma gücümüzü sağlayan bir özelliğimizdir. Birileri canını yaktığında çemkiren, düşünmeden paylaşımlar yapan, ona küçük mesajlar gönderen bir kova görmedim, kova intikam almak için bile uğraşmaz çünkü eğlenmenin değerini bilir. Ağlaması gereken dakikalarda mutlaka bir yerlerde dans ediyordur.
 

3. Yardımseveriz!

Bu konuda konuşmak beni rahatsız ediyor, sanırım hayattaki en iyi duruşumuz yardımseverliğimiz. Anlamsız bir şekilde her an herkese yardımcı olabilmek ve insanların yüzlerini güldürmek amacıyla doğmuşuz. Hak eden var, hak etmeyen var ama kovalar için emin olun bu da hiç önemli değil. Yaptıkları iyiliklerden bahsedildiğinde konuyu değiştirmeye çalışırlar, utanırlar. Övgü sevmezler, öyle ki “bugün çok şıksın”, “çok güzelsin” cümleleri bile onları utandırmak ve konuyu değiştirmek için yeterli bir sebeptir.
 

4. Önsezilerimiz var!

Kova burcu olarak doğmak yetmezmiş gibi bir de önsezilerimiz var ki sormayın. Hemen hemen her şeyi hissederiz. İnsan sarrafıyız demiyorum ama iyi-kötü bütün insanları ilk görüşte çözebiliyoruz, olacakları önceden hissediyoruz ve önlemimizi alıyoruz. Kalp gözümüz açık bizim arkadaşlar.
 

5. Doğuştan Pop Starız !

Dünya eğlenmek ve gülmek, mümkünse bol bol dans edip, gezmek, keşfetmek ve sanat için var. Sosyaliz, girdiğimiz tüm ortamlarda görüşlerimizle dikkat çekeriz, ve hep aranan ve fikri alınan kişileriz. Ortamların, enerjisi hiç tükenmeyen insanlarıyız, pozitifiz, yapıcıyız ve her zaman sahne önünde olmalıyız. Sahne önünde olmayı çok severiz çünkü doğuştan starız.
 

6. Sadığız!

Benim en sevdiğim ikinci özelliğimiz; sadakatimiz. Sorgulanamaz bile. Sahip olduğumuz, ait olduğumuz değil, değer verdiğimiz, değer gördüğümüz herkese ve her şeye karşı sonsuz bir sadakatimiz var bizim. “Yolda bulduklarımızı yola çıktıklarımıza değişmeyiz”.
 

7. Sadece sevginin kölesiyiz!

Bizim için maddi değerlerin hiçbir anlamı yok. Para paradır ve bizim için bir kağıt parçasıdır. Önemli olan maneviyattır. Sevgi, dostluk, yardım bizim için önemlidir çünkü dünyayı sevginin kurtaracağını biliriz. Sadece dostluğum egemen olduğu bir dünya özlemi çekiyoruz.
 

8. Hümanistiz!

İnsanları severiz ve dünyadaki hiçbir şeyin canlıdan daha önemli olmadığını biliriz. Bu yüzden çoğu zaman kurallara karşı çıkarız, savaşlara karşıyız, doğayı, insanı, hayvanı o kadar çok severiz ki sonsuza kadar bir arada kalmalı ve birbirimize destek olmalıyız, özgür kalmalıyız.
 

9. Canlıların Hepsini Önemseriz!

Daha o kadar çok özelliğimiz var ki, kurallardan nefret ediyoruz. Hayvanlara ve doğaya da insanlar gibi saygı duymamız gerektiğini düşünürüz. Dünyadaki iyileştirici tek gücün sevgi olduğuna inanırız. Sistemin kölesi olmak yerine, daha makul, daha eşit bir sistem yaratmayı hayal ederiz. Her canlının özgürlüğünü savunuruz.
 

10. Sanat Olmazsa Olmazımız!

Şarkı söylemek, enstrüman çalmak, dans etmek ve sanatı hissetmek istiyoruz, sanatın bir parçası olmak istiyoruz.
 

11. Adiliz!

Haksızlıklara tepki olarak doğmuş devrimcileriz biz. En sevdiğimiz söz “iyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak”tır. Her zaman adil olmaya çalışıyoruz, ırk, cinsiyet, ekonomik ya da kültürel ögelere bakmadan herkesin aynı olanaklara sahip olmasını istiyoruz.
 
Peki, Hiç Mi Kötü Özelliğimiz Yok?

Var ama çok az 🙂

Dik kafalıyız, unutkanız, derin duygulardan korkarız, inatçıyız, çoğu zaman anlaşılmazız, aykırı davranmaktan hoşlanırız, birdenbire ortadan kayboluruz .

Biz kovalar deliyiz ya da dâhiyiz; o ince çizgide gezeriz. Ama görürsünüz dünyayı bir kova kurtaracak. Dünyayı bir gün mutlaka SEVGİ kurtaracak.

Sevgiler Efendim.

Devamını Oku

Eğlence

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi listemiz ile göz yaşlarınıza engel olamayacak, sinema’nın dram türünün, en hüzünlü örneklerine tanıklık edeceksiniz.

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi

Kış ayları yaklaşırken, dışarıda yağan yağmurun huzurlu sesi ile birlikte sinema’nın büyülü dünyasına girmek özlemle beklediğimiz zamanların habercisidir. Drama ve romantik filmler ise bu zamanlarda oldukça fazla etki eder seyircisine. Biz de bu dönemi Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi listesi ile taçlandırmak istedik ve listenin sonuna sizler için bir bonus film daha ekledik.

Aşağıdaki filmleri seyrederken yanınızda göz yaşlarınızı silmek için mendil bulundurmayı, yanında ağlamaktan utanacağız sevdikleriniz ile birlikte seyretmemeye özen göstermeyi ihmal etmeyin!

1. Requiem for a Dream (2000)

Film, uyuşturucu bağımlısı 4 karakteri anlatmaktadır. Hubert Selby’nin romanından uyarlanan trajik hikaye, ‘Black Swan’, ‘The Wrestler’, ‘Pi’ ve The Fountain gibi kült filmlere imza atmış Darren Aronofsky tarafından yönetilmiş; özellikle de Clint Mansell tarafından yapılan müzikleriyle hafızalara kazınmıştır.

2. Sophie’s Choice (1982)

İkinci dünya savaşı sırasında, Nazi toplama kampında acılı günler yaşayan Sophie’nin (Merly Streep) dramı… İki çocuk annesi olan Sophie, çocuklarının hayatını kurtarmak için zor bir tercih yapmak zorunda bırakılır. Bu zor seçimden sonra, kamptan kurtulmayı başaran Sophie için, zor günler bitmemiştir. Sonuçta çocuklarından birini kurtarabilirken diğerinin ölümüne engel olamayan kadını bunalımlı günler beklemektedir. William Styrun’un çok satan romanından uyarlanan filmde Merly Streep en iyi kadın oyuncu dalında oscar ve altın küre dahil yedi ödül kazanmıştır…

 

3. Boys Don’t Cry (1999)

Teena Brandon, kendisini bir erkek olarak hisseden yalnız bir kızdır. Bir gün saçını kestirir ve erkek olduğunu ispatlamak için bir bara gider. Daha sonra şehirden ayrılarak Falls City kasabasına yerleşir ve herkese kendini bir erkek olarak tanıtır. İsmini Brandon Teena olarak değiştirir ve fazla geçmeden kendine Lana adlı bir kız arkadaş bulur.

 

4. Philadelphia (1993)

Eşcinsel ve işinde başarılı bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığı fark edilip, çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine de sudan bir sebepten dolayı son verilir. Şirketin patronu ile arasının çok iyi olmasından dolayı buna çok şaşıran avukat, şirketi ve patronu aleyhine mahkemeye dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanı olan bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava da başlamış olur. Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olur.

 

5. The Green Mile (1999)

Mucizeler hiç beklemediğiniz yerlerde gerçekleşebilir, hatta Cold Mountain cezaevinin bir hücresinde bile. John Coffey, doğaüstü güçlere sahip bir mahkumdur. Tom Hanks ise bu hapishanede görevli bir gardiyandır.

Yeşil Yol, hastalık, ölüm, iyilik ve kötülük üzerine etkileyici bir öyküyle King’in güçlü kalemini ve Tom Hanks’ın oyunculuğunu birleştiren, duygu yüklü bir film. Yönetmen Darabont, romana sadık kalarak öykünün büyülü duygusallığını beyaz perdeye taşıyor. Bu film, dört dalda Oscar ödüllerine aday gösterilmişti.

 

6. Hotel Rwanda (2004)

Başrolünü Don Cheadle’ın oynadığı, üç dalda Oscar’a aday gösterilen Hotel Rwanda izlemesi zor, unutması daha da zor bir film.

Afrika’nın kalbinde küçücük bir ülke Ruanda. Uganda, Burundi, Kongo ve Tanzanya ile çevrili. Nüfusu 10 milyon. Tarihi acılarla bezeli. Çok değil, bundan 15 yıl önce, dünyanın bir kısmı yeni binyılın eşiğinde farazi kıyamet senaryolarıyla eğleşirken, Ruanda nüfusunun % 10’unu, tam bir milyon insanını 100 gün gibi kısa bir sürede soykırım vahşetine kurban verdi. Belçikalı sömürgecilerin marifetiyle Hutular ve Tutsiler diye iki uydurma etnik gruba bölünen ülke, üstelik Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün burnunun dibinde ve tüm dünya medyasının gözünün önünde yüzyılın en büyük cinnetini geçirdi ve kimsenin kılı bir kıpırdamadı. İşte Hotel Rwanda bu vahşetin, bu duyarsızlığın, bu lanetli tarihin öyküsünü anlatıyor. Ülkenin en lüks otelinde müdür yardımcısı olarak çalışan ve soykırım başladığında sadece kendi ailesini değil, tanıdığı, tanımadığı, 1200’den fazla yurttaşını korumak için tüm servetini ve bağlantılarını seferber eden Paul Rusesabagina bugün ülkesinde gerçek bir kahraman olarak anılıyor. En azından bazıları tarafından. Terry George’un filminin merkezine yerleştirdiği Rusesabagina’nın hikayesi kimi açılardan Spielberg imzalı Schindler’s List’i anımsatıyor.

 

7. Life Is Beautiful (1997)

1930’ların İtalya’sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır.

Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya’yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır…

Birbirine sevgiyle kenetlenmiş bir ailenin mutlaka izlenmesi gereken öyküsü… Bu filmi izledikten sonra hayata bakış açınız değişecek… Bir annenin ve özellikle de babanın akılalmaz mücadelesi!

 

8. City of Angels (1998)

Filmde Nicolas Cage, Los Angeles üzerinde gezinen ve kalp cerrahı Dr. Maggie Rice’la karşılaşan melek Seth’i canlandırıyor.

Dr. Rice, bir hastanın nedensiz bir şekilde ameliyat masasında kaybetmiş, kendine güveni altüst olmuştur. Seth, her ne kadar ölen hastaya yardım için orada olsa da, kendine güvenini tekrar kazanmasına yardım etmek istediği Maggie’den etkilenir. Maggie’in güvenini kazanmasını sağlarken ona aşık olur ve hep izleyip hiç yaşamadığı dünyevi hayata kavuşmanın yollarını aramaya başlar.

 

9. Roots (1977)

https://www.youtube.com/watch?v=EE0mOzkJWnM

Dizimiz Afrika’da başlıyor. Yağız bir delikanlı olan Kunta Kinte’nin hikayesi anlatılıyor. Davul yapmak için uygun kütük arayan Kunta Kinte, köle peşinde koşan Amerikalı avcılar tarafından yakalanıyor ve Amerika’ya götürülüyor. Burada açık artırmada çiftlik sahibi bir adama satılıyor.

Efendisinin kendisine verdiği yeni isim Toby ile çiftlik yaşamına atılıyor. Kunta ise daima özgür olarak yaşama planları yapıyor. Kaçış denemeleri yapıyor fakat yakalanıyor. Son kaçış denemesinde köle avcıları tarafından ayağını kesilmesiyle kaçış denemelerini artık sonlandırıyor. Çiftliğin aşçısı Bell ile yakınlaşıyorlar ve evleniyorlar. Kizzy adında bir kız çocukları oluyor. Ve Kunta Kinte’nin soyundan gelen birkaç jenerasyonunun başından geçen olaylar acısıyla, tatlısıyla bizlere aktarılıyor…

 

10. The Champ (1979)

Billy Flynn eski bir boks şampiyonuydu ama bütün dünya onu alkol ve kumara yenik düşmüş biri olarak görüyordu, küçük oğlu TJ hariç. O, babasının sakatlanarak boksu bırakmak zorunda kaldığını sanıyordu ve babası onun için her zaman ŞAMPİYON olarak kalacaktı.

Frances Marion’un yazdığı bu hikaye, 1931’de iki Akademi Ödülü birden kazandı ve yönetmen Franco Zeffirelli tararından güncelleştirilerek, John Voight, Faye Dunaway ve Ricky Schroder gibi yıldızlarla unutamayacağınız bir film oldu.

Bonus: In Love and War (1996)

Muhabir Ernest Hemingway 1. Dünya Savaşı esnasında İtalya’da ambülans şöförlüğü yapmaktadır. Hayatını görev esnasında tehlikeye atarken yaralanır ve gözlerini bir hastanede açar. Hemşiresi Agnes von Kurovsky ile aralarında tutkulu bir aşk başlar.

 

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi Hakkında

Film listeleri hazırlamak daima zordur ve büyük bir okuyucu kitlesi kendilerince çok daha önemli olan filmleri listede görmek ister. Bu doğrultuda sizi en çok ağlatan, bu listede var olan filmlerden çok daha hüzünlü olduğunu düşündüğünüz filmleri lütfen aşağıdaki yorum alanı üzerinden bizlerle ve okuyucularımızla paylaşın.

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi‘nin fragmanlarını YouTube üzerinde hazırladığımız Playlist üzerinden rahatlıkla tek bir ekrandan seyredebilirsiniz.

Son olarak Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi‘nin film açıklamalarında DivXPlanet ve Beyaz Perde sitelerinden faydalandık.

İlginizi Çekebilecek Benzer Film Listelerimiz;

Devamını Oku
Reklamlar

Editörün Seçtikleri

Popüler Makaleler