Sosyal Medya Hesaplarımız

Kültür-Sanat

The Wolverine Çok Yakında

26 Temmuz 2013’de vizyonlarda gösterime girecek olan The Wolverine, serinin ilk 3D X-Men filmi olma özelliğini taşıyor.

Eklenme Tarihi

-

The Wolverine Çok Yakında

26 Temmuz 2013’de vizyonlarda gösterime girecek olan The Wolverine, serinin ilk 3D X-Men filmi olma özelliğini taşıyor.

Serinin ve çizgi romanın yakından takipçilerinin bildiği üzere Logan’ın (Hugh Jackman) kendini iyileştirebilme özelliği vardı fakat bu özel tanıtım fragmanında da göreceğiniz üzere Wolverine için işler biraz değişiyor. Duygusal açıdan oldukça güzel hazırlanan ve karakterin kendisiyle hesaplaşmasını anlatan bölümün ardından bir çok azılı düşman ile kıyasaya bir mücadeleye girecek olan Wolverine’i zor zamanlar bekliyor.


The Wolverine’in resmi özeti:

Dünyaca ünlü çizgi roman THE WOLVERINE’den uyarlanan filmde ebedi savaşçı Logan Japonya’da. Bu kez samuray çeliği sarsılmaz pençe ile çarpışıyor. Çünkü Logan kendisini sonsuza kadar değiştirecek destansı bir savaşta geçmişinden gelen gizemli biriyle karşılaşıyor.


The Wolverine’in yönetmenliğini James Mangold, senaristliğini ise Mark Bomback ve Christopher McQuarrie üstleniyor. Filmde Hugh Jackman, Svetlana Khodchenkova, Will Yun Lee, Brian Tee, Hiroyuki Sanada, ve Rila Fukushima rol alıyor.

The Wolverine’in vizyonlara girmesinin ardından X-Men: Days of Future Past 18 Temmuz 2014’te vizyonlarda olacak.

Şimdi sizleri The Wolverine’in özel tanıtım fragmanı ile başbaşa bırakıyoruz.

http://www.youtube.com/watch?v=G8GuIaYQE4g

1999 yılından bu yana profesyonel olarak tasarım ile uğraşmakta ve kullanıcı arayüzü tasarımı konusunda yoğun çalışmalar yapmakta. Yazılı ve görsel basında bir çok çalışması yayınlanan Tekmen'in en büyük tutkusu okumak, yazmak ve üretmektir.

Devamını Oku
Yorum

Eğitim

Günlük Yaşamda Uygulanması Gereken 11 Görgü Kuralı

Bir kamu hizmeti olarak gündelik hayatta hepimize faydalı olacak görgü kurallarını paylaşıyoruz. Rica ederiz, siz önden buyurun lütfen. 🙂

Ayşe Tekin

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Günlük Yaşamda Uygulanması Gereken 11 Görgü Kuralı
Fotoğraf: morozov_photo - Fotolia

Adab-ı Muaşeret yani görgü/ahlak kurallarına uymamak hukuken suç sayılmasa da etrafınızdaki insanlara olan saygınızı ve onlara verdiğiniz değeri göstermenin bir yoludur. Bu da insanların birbirleriyle olan ilişkilerini kuvvetlendirip, önyargılarını kaldırmada faydalı olacaktır.

Bir kamu hizmeti olarak gündelik hayatta hepimize faydalı olacak görgü kurallarını önce öğrendim, şimdi de paylaşıyorum.  Rica ederim, siz önden buyurun lütfen. 🙂

1. Lokantada, mönü listesi açık kaldığı müddetçe garson gelmez. Yemek seçimi yapılınca mönü kitapçığı kapatılır.

 
2. Çatallar solda, bıçak ve kaşık sağda olmalıdır. Kaşık ve bıçak dıştan içe doğru sıralanmalıdır. Sofraya önem vermek her şeyden önce misafirlerinize verdiğiniz değerin göstergesidir.

 
3. Üstünüz olan bir kişiyle ya da bir kadınla güneş gözlüğüyle konuşulmaz. Ayrıca karşınızdaki kim olursa olsun göz göze iletişim kurmak gibisi de yoktur. Unutmayın, iletişim hem beden hareketlerini hem de sözlü ifadeyi kapsar.

 
4. Asansörden inişte kapıya yakın olan önce çıkar. Kural budur. Burada siz önden buyurun diyerek kibarlık etmenin lüzumu yok. 🙂

 
5. Herhangi bir davette, çağrılan yere gidip gidilmeyeceği mutlaka bildirilmeli ve o gecenin önemine uygun kıyafetler seçilmelidir. Davet edildiğiniz yer ilk kez gideceğiniz bir ev ise mümkünse ufak da olsa bir hediye götürülmelidir ancak kişinin ekonomik durumunu aşan bir armağan vermeniz görgü dışı bir davranış olur.

 
6. Kalabalık caddelerde, birbirinizin üstüne doğru yürümemek için herkes kendi sağına yönelmelidir.

 
7. Cep telefonlarıyla yerli yersiz, her mekân da konuşmamak gerekiyor. Kimse diğerinin özel hayatını dinlemeye mecbur değildir!

 
8. Öksürürken ya da esnerken ağzınızı kapatmayı unutmayın ve hemen elinizi yıkamaya özen gösterin. Bu hem görgü hem de temizlik kuralıdır. Sadece bebişlere serbest. 😍

 
9. İltifat aldığınızda fazla alçak gönüllü olmayın ve iltifatın gerekmediğini açıklamaya çalışmayın. Basit bir “teşekkürler” hem yeterli hem de kibar olur. Her durumda “Lütfen” ve “Teşekkür ederim” demeyi unutmayın.

 
10. Dostlarımız hastalandığında hemen, daha az samimi olduklarımızı da iyileşince ziyaret etmeliyiz. Hastanın yanında onun neşesini kaçıracak hiçbir şey anlatılmamalı. Ayrıca hasta ziyaretinin kısa olanı makbuldür bunu da unutmayın.

 
11. Bir restoranda eş ile gidiyorsak karşılıklı oturulur. Sosyal yemeklerde ise eşler yan yana oturur. Kadının erkeğin sağında oturması gerekmektedir.

 
BONUS: Her zaman temiz olmak görgü kurallarının temelini oluşturur.👏

Devamını Oku

Antropoloji

Adet Gören Kadına Yönelik Gündelik Pratiklerdeki Uygulamalar

Hemen hemen bütün kadınların hayatlarında ilk adet gördükleri gün yaşadıkları bir ritüel vardır. Kimileri annem bana tokat attı der…

Ayşe Tekin

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Fotoğraf: StockSnap - Pixabay

Hemen hemen bütün kadınların hayatlarında ilk adet gördükleri gün yaşadıkları bir ritüel vardır. Kimileri annem bana tokat attı der, kimileri gül ağacının dibinde dua ettiler der.. Peki bu uygulamalar sadece Türkiye’de mi var? Bu dini bir inanç mı, totem mi yoksa nedeni bilinmeden yapılan, yıllardır süregelen bir gelenek mi? Söz konusu adet gören kadın olunca bu ritüeller ilk gün ile sınırlı kalmıyor ve devam eden yıllarda da menstrüasyon dönemlerinde kadınlara hem dini hem de sosyal yaşamlarında bazı “ayrı(m)calıklar” yaşatıyor. Şimdi adet gören kadına yönelik gündelik pratiklerdeki uygulamalara hep birlikte göz atalım.

1. Ülkemizde genç kızların ilk adet dönemi yaşı 11-14 olarak kabul edilir. Ancak bu yaş aralığını beslenme, çevresel ve genetik faktörler etkilemektedir.

Adet gören kadına yönelik - Ülkemizde genç kızların ilk adet dönemi yaşı 11-14 olarak kabul edilir.

Ülkemizde genç kızların ilk adet dönemi yaşı 11-14 olarak kabul edilir.

Bu dönem halk arasında hayız, menarş, aybaşı hali, adet kanaması, çiçeklenme ve menstrüasyon gibi tabirlerle ifade edilir.

2. Türkiye’de adet görme kadının yeni bir yaşama başlaması olarak kabul edilir. Bu durum, yaşamına artık çocuk olarak değil, bir kadın olgunluğuna erişmesi beklenilerek devam edeceğinin göstergesidir.

Türkiye’de adet görme kadının yeni bir yaşama başlaması olarak kabul edilir.

Türkiye’de adet görme kadının yeni bir yaşama başlaması olarak kabul edilir.

 

Adet Halindeki Kadının Türk Kültüründeki Yeri

Türklerin kitleler halinde Müslüman olmalarının özellikle 10. Yüzyılda hız kazandığı görülmektedir. Böylelikle Türk Kültürü’nde İslamiyet’in yeri büyük önem taşımaktadır. Diğer bazı dinlerde olduğu gibi İslam’da da kadınların adet halleriyle ilgili bir kısım düzenlemelerin varlığı dikkat çekmektedir. Bu düzenlemelerin ayrıntıları hadislerde de yer almaktadır. Bakınız: Bakara 222

İslam dininde adet halindeki kadınların aşağılanması, toplum tarafından tecrit edilmesi gibi söylemlere yer verilmemiştir. Bunların aksine böyle günlerde kadınların fiziksel anlamda güçten düşmesi de göz önünde bulundurularak, onlara büyük yükler yüklenilmemesi ve yorulmamaları gerektiği söylenmiştir. Yani kadınların adet halindeki günlerinde sosyal hayatın dışında tutulmaları konusunda hiçbir yasağa yer verilmemiştir. İslamiyet, -batıl inançların aksine- adet dönemindeki kadını, dokunulmaması ve sosyal hayatın dışına itilmesi gereken “zararlı” bir varlık olarak görmemiş; adet döneminde vajinal yolla kurulacak cinsel ilişkiyi ise yasaklamıştır.

 

Farklı Kültürlerde Adet Gören Kadına Gündelik Pratiklerdeki Uygulamalar

Adet halindeki kadınlarla ilgili, geçmişten bugüne bir takım dinlerde ve kültürlerde çeşitli batıl inançlar uygulanmıştır.

  1. Bela Schick 1920 yılında “menotoksin” kavramını ortaya atmıştır. Adet halinde olan,  eline çiçek verilen ve çiçek verilmeyen kadınlar üzerinde deneyler yapan Bela Schick, kadınların kanama sırasında vücuttan toksin attığını ve bu toksinlerin çiçeklerin kurumasına yol açtığını söylemiştir. Bu söylem, 20.yüzyılda İtalya, İspanya, Almanya ve Hollanda ve hatta Avrupa’nın hemen her ülkesinde yaygın olan bir inanç halini almıştır.

     

  1. 1934 yılında yayınlanan bir kitapçıkta Fransa’da bir şeker fabrikasında adet halinde olan kadınların fabrikaya sokulmamasının sebebi; o kadınların yapacağı şekerlerin “kara” olacağına inanılmasıydı.

     

  1. 1981 yılında Tampax’ın Amerika’da yaptığı bir araştırma, regl’e ilişkin tabuların önemli bir kısmının hala sürdüğünü ortaya koymaktadır. Hatta Polenazya kökenli “tabu” kelimesinin aybaşı anlamına gelen ‘tapua’ sözcüğünden türetildiğine dair bir iddia da mevcuttur.
     
  1. Aristo da farklı düşünmemektedir. Aristo’ya göre, adet gören kadının baktığı aynanın sırları dökülmekte ve aynı aynaya bakanlar büyülenme riski taşımaktadır. Hatta Aristo’ya göre reglin ay ve güneş tutulmasına denk düşmesi durumunda insanları daha büyük kötülükler beklemektedir.

     

  1. Her kültür meseleye aynı şekilde yaklaşmamaktadır. Örneğin Apaçiler;

     

    Apaçiler, ilk ádet kanamasının olağanüstü bir güç olduğunu, hatta hastaları iyileştirdiğini düşünmekteydiler.

  1. İbn Sina da, her türlü ağrının tedavisi için adet kanını tavsiye etmekteydi.

     

 

Türkiye’de Adet Gören Kadına Uygulanan Pratikler

İslam dini adet halindeki kadını sosyal hayattan uzaklaştırmayı reddederken, bazı bölgelerde halen daha İslamiyet öncesi tabular uygulanmaktadır.

  1. Günümüzde adet dönemindeki kadının yeni doğmuş bebeği görmesi neredeyse yasaklanmaktadır. Aksi durumda, bebeğin hastalanacağından, yüzünde çıbanlar çıkacağından korkulur.
  2. Türkiye’nin bazı bölgelerinde adet halindeki kadının turşu kavanozunun içine elinin değmesi durumunda da turşunun bozulacağı inancı görülmektedir.
  3. 1980-1982 yıllarında Türkiye üzerine yapılan önemli antropolojik çalışmalardan biri olan Tohum ve Toprak’ta Carol Delaney, o yıllarda Orta Anadolu köylerinde yapılan bir araştırmaya göre, adet dönemindeki kadınların ekmek pişirmesine bile izin verilmediğini iddia etmektedir.

Elde edilen veriler sonucunda toplumun ve sosyal çevrenin adet görmeyi nasıl yorumladığı toplumun kadını nasıl gördüğü ile ilişkilendirilebilir. Kadınların adet görme ile olan sıkıntıları çözüldüğü zaman hayatlarının tüm alanlarında ruh sağlıkları daha iyi olabilecek midir sorusu araştırmacılar için halen daha tartışma konusudur. Bu sayede hurafeler tarihe karışırken bilimsel gerçekler bireyleri özgürleştirmektedir. Modern toplumlarda genç kızları bunu rahatlıkla anlayıp atlatabilir, ama kırsalda kızlarımızı bu tabulardan uzaklaştırmak için cinsellik eğitiminin hızla yaygınlaşması gerekmektedir.

Bu kadarı bana yetmedi… Dünya’nın neresinde neler uygulanıyormuş diye merak edenler buraya. Adet dönemi ile ilgili yapılan etnolojik çalışmalar ilginizi çekebilir.

  • Bazı Brezilya kabilelerindeki inanışa göre kızların adet dönemiyle ilgili inançları çiğnemeleri, boyunlarında ve boğazlarında yaralar açılmasına yol açar.
  • Oricanalı Guayquiry’ler adet dönemindeki bir kadının bastığı her şeyin öleceğine inanırlar.
  • Amerika’daki birçok Kızılderili kabilesinde kadınlar adet halindeyken kamptan ayrılır ve dallardan yapılmış kulübelerde yaşarlar. Özellikle erkeklerin kullandığı eşyalara dokunamazlar.
  • Kongo’da adet gören bir kadının bir erkek için yemek pişirmesine müsaade edilmez. İngiliz Guanası’nın Catipleri ise adet halindeki kadının yaptığı yemeği yiyen erkeğin bir daha iyileşemeyeceğine inanılır.
  • Hindistan’da Kharwarlar adet halindeki kadını mutfaktan tamamen uzak tutarlar.
  • Alaska’nın Holosh Kızılderilileri ergen olan kızları bir yıl boyunca ateşten uzak, hareket etmeden ve diğerleriyle ilişkisi olmaksızın küçük bir hava deliği dışında tamamen kapalı bir kulübeye kapatırlar.
  • M.S. 2. Yüzyılda yaşamış Efesli Rufus’a göre erkekler dikkatli olmalıydılar çünkü kadınlar “çiçeklenme döneminde hayvanları zehirlemekte ve aynaları karartmaktaydılar. Bazı durumlarda bu dönemlerinde kadınlarla cinsel birliktelik yaşayan erkekler cüzzama yakalanmaktaydı.
  • İngiliz Colombiası’ndaki Carrier Kızılderililerinde ergenliğe giren genç kızın üç-dört yıllık inziva süresi vardır. “canlı canlı gömme” denilen bu süreçte genç kız yabanıl doğada ağaç dallarından yapılmış bir kulübede tek başına yaşar. Bu dönemde kızın tek bir bakışıyla büyük kötülükler yaratabileceğine inanılır. Tek bir adımları yolları ve nehirleri kirletebilir. Kızlar yüzünü ve bedenini örten, yerlere kadar uzun, tabakalanmış deriden bol giysiler giyer. Kendilerini içlerindeki kötü ruhtan koruyabilmek için kollarında ve bacaklarında bantlar taşırlar.

(Aktüel Dergisi, 2004, s.28)

Devamını Oku

Eğitim

Singapur, Finlandiya ve Güney Kore Modeli Eğitim

Geleceğimizi yaratacak olan gençlerimiz için hangi model Türk Eğitim Sistemi’nde uygulanmalı ya da uygulanmamalı… Siz karar verin!

Ayşe Tekin

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Singapur, Finlandiya ve Güney Kore Modeli Eğitim
Fotoğraf: Stefan Schweihofer - Pixabay

PISA 2015 sonuçlarına göre, Singapur en başarılı ülke. Japonya, Estonya, Kanada ve Finlandiya da diğer başarılı ülkeler. Türkiye ise, 70 ülke içinde fende 52’inci, matematikte 49’uncu, okumada 50’inci.

Özellikle öğretmenlerin ve velilerin, hangisinin daha verimli olduğunu anlayabilmek adına kafalarında karışıklığa sebep olan eğitim modelleri… Geleceğimizi yaratacak olan gençlerimiz için hangi model Türk Eğitim Sistemi’nde uygulanmalı ya da uygulanmamalı… Siz karar verin;

1. SİNGAPUR MODELİ

Singapur metodu ilk kez 1980’lerde yüksek kalitede öğretim kaynağı hazırlamak üzere eğitim bakanlığı tarafından görevlendirilmiş bir grup öğretmen tarafından geliştirilmiştir. Ekip öncelikle davranış bilimleri alanında yapılmış en son çalışmaları etüt etmiş ve Kanada ve Japonya’nın aralarında olduğu birçok ülkeye seyahat ederek farklı eğitim modellerini analiz edip karşılaştırmıştır.

Amaçlarını, ezbere dayanan eğitimden uzaklaşıp, çocuklara problem çözmeyi öğretmek olarak belirlemişlerdir.

Okul kitaplarını oluştururken, Amerikalı eğitmen Jerome Bruner’in çalışmalarından etkilenmişlerdir. Bruner, eğitimin üç seviyede yapılması gerektiğinin altını çizer: gerçek objeler kullanarak, resimlerden yararlanarak ve semboller aracılığıyla eğitim. Bu prensipler doğrultusunda geliştirilen Singapur modelinde matematik problemlerini modellemede görsellerin sıklıkla kullanıldığını, kesirler veya yüzdeler öğretilirken renkli bloklardan destek alındığını görürüz.

Singapur ilkokul seviyesinde Batı ülkelerine kıyasla daha az sayıda konuyu çok daha derinlemesine öğretir. Bu da Singapur’un etkinliğiyle doğrudan orantılıdır. Çok fazla şeyi yüzeysel bir şekilde öğreneceklerine Singapurlu çocuklar belli alanlarda uzmanlaşırlar. Diğer yandan da, amaç analitik zekâyı geliştirmek ve problem çözmeyi öğrenmek olduğundan, her şeyi bilmek telaşına düşmeden, matematikçi gibi düşünerek çözüme odaklanırlar.

Singapur’daki eğitim sistemi dünyada en çok kabul edilen eğitim sistemi olarak biliniyor. Yoğun ve sert bir eğitim sistemleri mevcut. Küresel karşılaştırmalar yapıldığında matematik ve fen yeteneği genellikle Singapur’un eğitim sisteminin temelini oluşturuyor.

Öğretmen kalitesine ve eğitimine çok önem veriliyor. Eğitimin kalitesini öğretmen kalitesini artırarak sağlıyorlar. Singapur’da öğretmen olmak için not ortalamanız 100 üzerinden 85 ya da 4 üzerinden 3.50 olmak zorunda. İlk %25’e giren öğrenciler öğretmen olabiliyor.

En fazla değer beden eğitimi dersine veriliyor. Beden eğitimi öğretmeni olmak istiyorsanız, bir yıl değil, iki yıl formasyon almak zorundasınız. Bizdeki gibi beden eğitimi dersleri top oynama dersi olarak görülmüyor. Formasyon eğitimleri çok kaliteli olduğu için, çok iyi öğretmen yetiştiriyorlar. Formasyon eğitimi sadece Nanyang Teknoloji Üniversitesinde veriliyor ve Asya’nın en iyi eğitim fakültelerinden birisi kabul ediliyor.

 

2. FİNLANDİYA MODELİ

Finlandiya’nın eğitim sisteminde öğretmenler, ülke mezunlarının en başarılı % 10’unun içinden seçiliyor ve eğitim alanında yüksek lisans derecesi edinmesi gerekliliği buluyor. Finlandiya modelinden bahsederken öncelikle o modelin mantığını ve amacını anlamak önemli. Kaç saat ders aldıkları yada kaç yıl eğitim gördükleri burada ikinci yada üçüncü sırada… Aşağıdaki maddeleri okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

Öğrenciler günde 4 saat ders yapıyor. Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor. Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Dolayısıyla okulların başarı düzeyleri hemen hemen aynı.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor. Okulu sınırlayan bir bahçe duvarı yok, öğrenciler kendi sorumluluklarını alacak şekilde yetiştiriliyorlar. Dersleri bitince bisikletine binip gidiyorlar, duvar ile öğrenciye sınır çizmiyorlar.

Kaynak: http://www.edweek.org/tm/articles/2014/06/24/ctq_faridi_finland.html

 

3. GÜNEY KORE MODELİ

Burada önemli olan dayanıklılık ve çok çalışma. Güncel rakamlara göre; Güney Kore’de devlet ve vakıf olmak üzere, toplam 411 üniversite bulunuyor. Türkçe ile aynı dil ailesinden geldiğinden dolayı Türk öğrencilerin kolayca öğrenebildikleri Korece’nin de her üniversite bünyesinde öğretildiği Güney Kore eğitim sistemi, tüm ayrıcalıklarının yanında yoğun disiplinli bir sisteme sahip ki, bunda, ülkedeki üniversitelerin pek çoğunun dünya sıralamalarında yer almaları önemli bir rol oynuyor.

Aslında sadece Güney Kore’de değil, Uzak Doğu’nun büyük kısmında eğitim işi son derece disiplinli ve katı, Bu ülkeler arasında Güney Kore; en aşırı uçtaki ve tartışmasız en başarılı ülke olarak diğerlerinden ayrılarak öne çıkıyor. “Koreliler temel olarak harika bir geleceğe sahip olmak için bu zorlu dönemi atlatmalıyım diye düşünüyor” diyor PISA eğitim direktörü ve OECD eğitim danışmanı Andreas Schleicher. Ancak bu katı ve zorlu eğitim sisteminin başarısız olduğunu söylemek mümkün değil zira Güney Kore’deki okuryazarlık oranı yüzde 100′e ulaştı, ayrıca Güney Kore, uluslararası karşılaştırmalı başarı testlerinde en ön sıralarda yer alıyor. Yetenek fazla dikkate alınmıyor, çünkü Güney Koreliler çok çalışmaya ve çalışkanlığa her şeyden daha fazla inanıyor.

Güney Kore eğitim sisteminin merkezinde tek bir şey var, her yılın Kasım ayında yapılan Üniversite Giriş Sınavı: Suneung.

Güney Kore’de İngilizce öğretmenliği yapan Tom Owenby’a göre: “Güney Kore eğitim sisteminin öğrencinin kendi yolunu bulmasıyla hiçbir ilgisi yok, bu tamamen diğer öğrencilerden daha iyi olmakla ilgili”. Bu baskıcı, zorlu eğitim sisteminin çocukları intihara sürüklemesi de Güney Kore’nin sorunları arasında. Dünyanın en gelişmiş 30 ülkesi arasında gösterilen Güney Kore, 11-15 yaş aralığında en çok intihar vakası yaşanan ülke.

Not: Bu makale ile ilişkili olan “Dünya Üzerindeki Eğitim Sistemlerinden Örnekler” adlı makalemiz de ilginizi çekecektir.

Devamını Oku
Reklamlar

Editörün Seçtikleri

Popüler Makaleler